Ceza Hukuku

Kısırlaştırma Suçu (TCK m.101)

Kısırlaştırma Suçu (TCK m.101)

Kısırlaştırma; kişilerin çocuk yapma ve kadınların çocuk doğurma yeteneğinin ortadan kaldırılması için başvurulan cerrahi işlemleri ifade eder. Kısırlaştırmanın daha ağır bir türü olan kastrasyon ise Nüfus Planlaması Hakkında Kanunun 4. Maddesinde; “Sterilizasyon, bir erkek veya kadının çocuk yapma kabiliyetinin cinsi ihtiyaçlarını tatmine mani olmadan izalesi için yapılan müdahale demektir. Sterilizasyon ameliyatı, tıbbi sakınca olmadığı takdirde reşit kişinin isteği üzerine yapılır. Bir ameliyatın seyri sırasında tıbbi zaruret nedeniyle bir hastalığın tedavisi için kastrasyonu gerektiren hallerde, kişinin rızasına bakılmaksızın kastrasyon ameliyesi yapılabilir.” Şeklinde ifade edilmiştir. Kısırlaştırma işlemi ile kastrasyon işleminin farkı ise kısırlaştırma sonucu kişilerin cinsel yeteneklerini kaybetmemesidir.

Kısırlaştırma suçu, Türk Ceza Kanunun “Kişilere Karşı Suçlar” başlıklı İkinci Kısmının “Çocuk Düşürtme, Düşürme veya Kısırlaştırma” başlıklı bölümünde kanunun 101. maddesinde düzenlenmektedir.

101. maddenin ilk fıkrasında erkek veya kadının rızası bulunmaksızın gerçekleştirilen kısırlaştırmanın suç oluşu düzenlenmiştir. Aynı fıkranın ikinci cümlesi ise birinci cümledeki fiili yetkisiz kişilerin gerçekleştirmesini düzenlemiştir. Ve bu durumun suçun nitelikli hali olarak öngörülmüştür.

101. maddenin ikinci fıkrasında ise kişilerin rızası bulunmasına karşın yetkisiz kişiler tarafından kısırlaştırılma suç olarak düzenlemiştir.

Kısırlaştırma Madde 101-

(1) Bir erkek veya kadını rızası olmaksızın kısırlaştıran kimse, üç yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Fiil, kısırlaştırma işlemi yapma yetkisi olmayan bir kimse tarafından yapılırsa, ceza üçte bir oranında artırılır.

(2) Rızaya dayalı olsa bile, kısırlaştırma fiilinin yetkili olmayan bir kişi tarafından işlenmesi halinde, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

Kısırlaştırma suçunda bir kişinin üzerinde çocuk yapma kabiliyetini ortadan kaldıran bir cerrahi işlem söz konusudur. Bu durumda korunan hukuki menfaat ise kişinin vücut bütünlüğünün yanı sıra kişilerin üreme faaliyeti ve nesillerini devam ettirme hakkıdır.

I.       Suçun Unsurları

1.      Maddi Unsurlar

a.       Fiil

Türk Ceza Kanununun 101. Maddesinde düzenlenen suçunun fiil unsuru bir erkek veya kadının geçerli ve hukuki rızası bulunmaksızın kısırlaştırılmasıdır.  Kısırlaştırma, kişinin cinsel arzu ve faaliyetlerine zarar vermeksizin kadınlarda yumurta, erkeklerde de sperm kanallarının kapatılması yoluyla üreme yetisinin ortadan kaldırılmasına yönelik tıbbi müdahale olarak tanımlanmaktadır.

Kanunun 101. maddesinin 1. fıkrasının ilk cümlesinde cezalandırılacak fiil bir erkek veya kadını rızası olmaksızın çocuk yapma kabiliyetlerinin ortadan kaldırılmasıyken ikinci ikinci cümlede ise bu fiilin yetkisiz kişi tarafından gerçekleştirilmesi düzenlenmiştir.

Maddenin 2. fıkrasında cezalandırılması düzenlenen fiil ise, erkek veya kadının çocuk yapma kabiliyetlerinin rızaya bağlı olarak yetkisiz kişi tarafından ortadan kaldırılmasıdır.

Kısırlaştırma suçu, serbest hareketli bir suç tipidir. Suç, kısırlaştırmaya yönelik her türlü hareket ile yani çocuk yapma yeteneğini ortadan kaldıran herhangi bir hareketle işlenebilir. Ayrıca kısırlaştırma suçu tek hareketli bir suç tipi olup suçun meydana gelmesi yalnızca kısırlaştırma fiiline bağlıdır.

Kısırlaştırma suçu, neticeli bir suçtur. Netice ise mağdurum üreme yeteneğini kaybetmesi yani kısırlaştırılmasıdır. Suçun oluşması için failin hareketi ile mağdurun çocuk yapma yeteneğinin ortadan kalkması arasında illiyet bağı bulunmalıdır. Kişi çocuk yapma kabiliyetini kaybettiğinden söz konusu suç zarar suçu niteliğindedir.

Kısırlaştırma işlemi ile kastrasyon işleminin farkı kısırlaştırma sonucu kişilerin cinsel yeteneklerini kaybetmezken kastrasyon sonucu kişilerin cinsel yeteneklerini de kaybetmesidir. Kastrasyon işleminde kişinin cinsel isteği ve cinsel ilişkide bulunma yeteneği tamamen ortadan kaldırılmakta olup kısırlaştırma fiiline göre daha ağır niteliktedir. Buna karşın kısırlaştırma fiili kanunun 101. Maddesinde özel olarak düzenlenmişken kastrasyon ayrıca bir suç tipi olarak düzenlememiştir. Bu durumda kastrasyon niteliğindeki fiiller yaralamanın neticesi sebebiyle ağırlaşmış halinin düzenlendiği 87. Maddenin 2. Fıkrası kapsamında değerlendirilmektedir.

b.      Fail

Suçun temel şeklinde fail Türk Ceza Kanununun 101. Maddesinin ilk fıkrasında erkek veya kadını rızası olmaksızın kısırlaştıran kimse olarak tanımlanmıştır. Aynı fıkranın ikinci cümlesinde düzenlenen suçun nitelikli halinde fail ise ilk cümledeki eylemi yapma yetkisi olmayan bir kimse olarak belirlenmiştir.  Yani failin kısırlaştırma işlemini gerçekleştirmeye yetkili olmaması cezanın arttırılmasını gerektiren nitelikli hal olarak düzenlenmiştir. Yani suçun nitelikli hali bakımından failin, kısırlaştırma işlemi yapmaya yetkili olmayan herkes olduğu düzenlenmiştir.

Türk Ceza Kanununun 101. maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen kısırlaştırma fiilinin kişilerin rızalarına dayanarak ancak yetkisiz kişiler tarafından yapılması suçu bakımından da suçun faili, kısırlaştırma işlemi yapma yetkisi olmayan bir kimse olabilecektir.

Kısırlaştırmaya yetkili kişiler Rahim Tahliyesi ve Sterilizasyon Hizmetlerinin Yürütülmesi ve Denetlenmesine İlişkin tüzükte düzenlenmiştir. Bu kapsamda kadınlar bakımından kısırlaştırmaya yetkili hekimler kadın hastalıkları ve doğum ya da genel cerrahi uzmanlarıdır. Erkekler bakımından kısırlaştırma ameliyatını ise üroloji, kadın hastalıkları ve doğum ya da genel cerrahi uzmanlarıyla bu konuda Bakanlıkça açılan eğitim merkezlerinde kurs görerek yeterlik belgesi almış pratisyen hekimler yapabilir. Bu durumda bu kişiler haricindeki kişilerin sterilizasyon işlemini gerçekleştirmeleri sonucu kısırlaştırma suçu meydana gelir.

Sonuç olarak suçun temel şeklinden sorumlu tutulabilecek kişiler, yalnızca kısırlaştırma işlemi yapmaya yetkili kişiler olacağından suçun temel şekli özgü suç niteliğindedir.

c.       Mağdur

Kısırlaştırma suçunun mağduru, rızası olmaksızın kısırlaştırma fiiline maruz bırakılan erkek veya kadındır. Mağdurun yaşı veya cinsiyeti bakımından kanunda ayrıca bir düzenlemeye yer verilmemiştir.

Mağdurun kısırlaştırma sırasında üreme yeteneğinde sorun bulunmaması gerekmektedir. Aksi halde suçun imkansızlığı söz konusu olup fail yaralama suçu bakımından sorumlu olacaktır.

d.      Suçun Konusu

Kısırlaştırma suçu, üreme faaliyetlerini yerine getiren dişilik veya erkeklik organları ile sınırlı olarak işlenmektedir.

Üreme yeteneğine sahip olmayan kişiler üzerinde kısırlaştırma suçunun işlenmesi söz konusu değildir. Suçun konusu bulunmadığından işlenemez suç kavramı olan bu durumda kısırlaştırmaya yönelik fiiller, kasten yaralama suçu kapsamında değerlendirilebilir.

e.       Suçun Nitelikli Halleri

Türk Ceza Kanununun 101. maddesinin ilk fıkrasında bir erkek veya kadını rızası olmaksızın kısırlaştırmak suçunun basit hali düzenlenmiştir. Maddenin devamında ise bir erkek veya kadını rızası olmaksızın kısırlaştırma işlemini yapma yetkisi bulunmayan kişilerce kısırlaştırılması, daha fazla cezayı gerektiren nitelikli haldir.

Kısırlaştırma işlemini yapma yetkisi olanlar, Rahim Tahliyesi ve Sterilizasyon Hizmetlerinin Yürütülmesi ve Denetlenmesine İlişkin tüzükte belirlenmiştir. Bu tüzükte sayılan kişiler haricindeki kişilerin kısırlaştırma yapması durumunda suçun nitelikli hali oluşacak olup bu nitelikli varlığı halinde verilecek ceza suçun temel haline göre üçte bir oranında artırılacaktır.

2.      Manevi Unsurlar

Kısırlaştırma suçu ancak kasten işlenebilir. Fail, gerçekleştirdiği hareketin kısırlaştırma fiili olduğunu ve kısırlaştırma fiilini üreme faaliyetini yerine getiren organlar üzerinde gerçekleştirdiğini ve hareketin neticesinde kişinin çocuk yapma yeteneğini kaybedeceğini bilmelidir.

Kısırlaştırma suçunun taksirle işlenmesi kanunda düzenlenmediğinden bu suç tipi taksirle işlenemeyecektir. Mesela bu konuda uzman bir hekimin dikkat ve özen yükümlülüğünü ihlali sonucu hastasının kısırlaşmasına neden olması durumunda kısırlaştırma suçu oluşmaz. Bu durumda hekim, Türk Ceza Kanununun 89. maddesinin 3-b bendinde düzenlenen taksirle yaralama suçunun duyularından veya organlarından birinin işlevinin yitirilmesine ilişkin nitelikli halinden sorumlu tutulmaktadır.

Bu suçun olası kast kapsamında da işlenmesi mümkündür. Bir hekimin hastası üzerinde gerçekleştirdiği tıbbi müdahale sonucunda hastasının kısırlaşacağını öngörmesine rağmen cerrahi işleme devam etmesi ve sonucunda hastanın çocuk yapma yeteneğini kaybetmesi halinde hekim olası kastla gerçekleştirdiği kısırlaştırma suçundan sorumlu tutulacaksa da  Türk Ceza Kanununun 21. Maddesinin 2. Fıkrası gereğince cezasında indirim yapılacaktır.

3.      Hukuka Aykırılık Unsuru

Kısırlaştırma suçu bakımından Türk Ceza Kanununun 26. Maddesinin 2. Fıkrasında düzenlenen rıza kavramı hukuka uygunluk sebebi olarak değerlendirilebilir. Kanunun 26. Maddesinin 2. Fıkrası rıza kavramını; “Kişinin üzerinde mutlak surette tasarruf edebileceği bir hakkına ilişkin olmak üzere, açıkladığı rızası çerçevesinde işlenen fiilden dolayı kimseye ceza verilmez.” Şeklinde düzenlemiştirBu genel hükmün yanı sıra kanunun bu suç tipini düzenleyen 101. Maddenin 1. fıkrasında “bir erkek veya kadını rızası olmaksızın kısırlaştıran kimse” şeklinde rıza kavramına yer verilmiştir. Bu madde kapsamında kişinin rızasından bahsedilmesinin sebebi kısırlaştırma fiilinin ağırlığı nedeniyle TCK md. 26’da düzenlenmiş olan genel hukuka uygunluk sebebi düzenlemesinin yetersiz kalmasıdır.

Aynı maddenin 2. Fıkrasında ise “rızaya dayalı olsa bile, kısırlaştırma fiilinin yetkili olmayan bir kişi tarafından işlenmesi” şeklinde ifadeye yer verilmiş olup rıza hukuka uygunluk sebebi olarak değerlendirilmemiştir.

Rızanın hukuka uygunluk sebebi olarak değerlendirilmesi rızanın belirli koşullara sahip olmasını gerektirir. Bu sebepler;

  • Rızanın konusu, kişinin üzerinde mutlak surette tasarruf edebileceği bir hakka yönelik olmalıdır.
  • Kişi rıza gösterebilecek ehliyete sahip olmalıdır. Fiil ehliyetine sahip olmayan akıl hastasının veya reşit olmayan kişinin kısırlaştırılması husuusunda kanuni temsilcinin rızası yeterli olmayacaktır. Bu rıza şahsa sıkı sıkıya bağlıdır yani yalnızca kısırlaştırılacak kişinin rıza vermesi halinde bu fiil gerçekleştirilebilir.

Rıza konusunda doktrinde tartışmalı olan hususlardan biri ise sterilizasyon işlemi uygulanacak kişinin eşinin rızasının alınması gerekip gerekmediğidir. Bir görüşe göre eşler tek başlarına rıza veremeyecek olup diğer eşin rızası mutlaka gerekmektedir. Diğer bir görüşe göre ise işlem kişinin vücudunda gerçekleşecek olup rıza sıkı sıkıya kişiye bağlı olduğundan diğer eşin rızasının aranmayacağıdır.

Kısırlaştırma suçunun hukuka uygun olabilmesi için, rızanın varlığı yeterli olmayıp ayrıca rızanın açık şekilde ortaya konulması gerekmektedir. Rızanın anlam ifade etmesi için hekimin sterilizasyon konusunun yararları, zararları, riskleri hususunda aydınlatması bu niteliklere ek olarak işlemin geri dönüşü olmayan bir işlem olması hakkında da bilgi vermesi gerekmektedir.  Rızanın sözlü alınmayıp yazılı olarak alınması hukuka uygunluk sebebinin varlığının ispatını kolaylaştıracaktır.

II.      Suçun Özel Görünüş Şekilleri

1.      Teşebbüs

Türk Ceza Kanununun 101. Maddesinde düzenlenen kısırlaştırma suçuna teşebbüs mümkündür. Kısırlaştırma suçu, erkek veya kadının üreme yeteneğinin ortadan kaldırılması ile tamamlanır. Failin kısırlaştırmaya yönelik elverişli hareketlerle suçun icrasına başlamasına rağmen elinde olmayan sebeplerle icra hareketlerini tamamlayamaması veya tamamlamasına karşın neticenin meydana gelmemesi halinde kısırlaştırma suçuna teşebbüs söz konusu olur.

Suçun tamamlanabilmesi kişinin üreme yeteneğinin ortadan kaldırılması aranmaktadır. Üreme yeteneğinin tekrar kazanılıp kazanılamayacağının önemi bulunmamaktadır.

2.      İştirak

Türk Ceza Kanununun 101. maddesinin ilk fıkrasında “bir erkek veya kadını rızası olmaksızın kısırlaştıran kimse” suçun faili olarak belirlenmiştir. Bu suç tipinin oluşumunda fail, kısırlaştırma konusunda yetkili bir kişi olmalıdır. Bu nedenle suçun basit halinin oluşmasında fail ancak yetkili bir kişi olabileceğinden suç tipinde özgü suç niteliği mevcuttur.

Türk Ceza Kanununun 101. Maddesinin 2. Fıkrasında ise mağdurun rızası bulunsun veya bulunmasın kısırlaştırma konusunda yetkisiz kişinin işlemi gerçekleştirmesi durumu cezalandırılmaktadır.

Bu bilgiler ışığında kısırlaştırma fiilini biri yetkili diğeri yetkisiz iki kişi bir kimseye rızası olmaksızın gerçekleştirirler ise bu durumda her biri, kendi fiilin faili diğerinin de şeriki konumu olacaktır. Ceza hukuku kapsamında failliğin  şerikliğe üstünlüğü bulunması sebebiyle rızası bulunmayan kişiye karşı kısırlaştırma fiilini gerçekleştiren yetkili kişi, TCK’nın 101. maddesinin 1. fıkrasının 1. Cümlesi kapsamında; yetkisiz kişi ise 101. maddenin 1. fıkrasının 2. cümlesi kapsamında sorumlu olur.

3.      İçtima

Birden fazla kişinin aynı fiille kısırlaştırılması halinde aynı neviden fikri içtimadan söz edilebilir.

Fail, gerçekleştirdiği bir eylemle birden çok suç tipine vücut verebilir.  Kasten yaralama suçu ile kısırlaştırma suçu arasında özel hüküm genel hüküm ilişkisi vardır Bu kapsamda özel hükmün öncelikli uygulanmasının gereği olarak özel hüküm olan kısırlaştırma suçu uygulama alanı bulmaktadır.

Kısırlaştırma suçunun aynı mağdura karşı birden fazla kez işlenmesi mümkün olmadığından zincirleme suç hükümlerinin kısırlaştırma suçu bakımından uygulanması mümkün değildir.

III.     Kovuşturma ve Yaptırım

Türk Ceza Kanununun 101. maddesinin 1. Fıkrasına göre; erkek veya kadını rızası olmaksızın kısırlaştıran kişi, üç yıldan altı yıla hapis cezası ile cezalandırılacaktır. Bu suçun nitelikli halini düzenleyen 1. Fıkranın devamına göre ise kısırlaştırma işlemi yapma yetkisi olmayan bir kimse tarafından bu fiilin gerçekleştirilmesi durumda bu suçun temel şekline göre verilecek ceza, üçte bir oranında artırılacaktır.

Maddenin 2. Fıkrasında düzenlenen kısırlaştırma işleminin rıza olmaksızın ve yetkisiz kişiler tarafından gerçekleştirilmesi durumunda fail hakkında bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına hükmedilebilir.

Söz konusu suç tipi şikayete bağlı olmayıp re’sen soruşturulur.

Av. Ahmet EKİN & Stj. Av. Ezgi YÜCEL

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu